BİYOGRAFİSİ

Fatih Akın’ın 5. uzun metraj filmi olan YAŞAMIN KIYISINDA-THE EDGE OF HEAVEN (AUF DER ANDEREN SEITE)’nın dünya prömiyeri 2007 Cannes Film Festivali’nde Resmi Yarışma Bölümü’nde gerçekleşecektir. Türkiye’deki müziğin çeşitliliğini anlatan 2005 yapımı İSTANBU HATIRASI- CROSSING THE BRIDGE - THE SOUND OF ISTANBUL adlı belgeseli 2005 Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterilmiştir. 2003 yapımı DUVARA KARŞI- GEGEN DIE WAND adlı filmi Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ve Alman Ve Avrupa Filmleri Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazanmıştır.

Fatih Akın 1973’de Hamburg’da doğdu. Hamburg Güzel Sanatlar Akademisi’nde, Görsel İletişim bölümünde öğrenciyken 1995’de ilk kısa filmi olan SENSİN - DU BIST ES!’i yazdı ve yönetti ve bu filmiyle Hamburg Uluslararası Kısa film Festivali’nde “İzleyici” ödülünü aldı.1996’da WEED- GETUERKT’ü çekti. İlk uzun metraj filmi KISA VE ACISIZ-KURZ UND SCHMERZLOS,1998, Locarno’da “Bronz Leopar” ve Bavyera’da “En iyi Genç Yönetmen”  ödüllerini aldı. 

 

 

 

FİLMOGRAFİSİ

2007 
Yaşamın Kıyısında
AUF DER ANDEREN SEITE

2005 
İstanbul Hatırası
CROSSING THE BRIDGE

2003 
Duvara Karşı
GEGEN DIE WAND

2002
Solino
SOLINO

2001 
Geri Dönmeyi Unuttuk
WIR HABEN VERGESSEN ZURUECKZUKEHREN

2000 
Temmuz'da
IM JULI

1998 
Kısa ve Acısız
KURZ UND SCHMERZLOS  

 

 

YÖNETMENİN BAKIŞI

fatihAkin

“Yaşamın Kıyısında” bana göre “Duvara Karşı” nın ( Gegen die Wand) felsefi ve politik anlamda devamıdır. “Duvara Karşı” nın çekimleri bittiğinde 29 yaşımdaydım, bugün 32 yaşımdayım ve bir oğlum var. Cannes Film Festivali’nde jüri üyeliği yaptım, dünyayı filmimle gezdim ve şimdi işlemek istediğim bir çok şey yaşadım ve gördüm. “Yaşamın Kıyısında” son 3 yılın izlenimlerini konu alıyor. Dünya politikasında olanları – 11 Eylül 2001 ve bundan sonra oluşan- dünyayı saran korkudan Türkiye’nin Avrupa birliğine katılması tartışmalarına kadar olanları kendi tarzımla ele alıyorum.

Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili kişisel fikrim “Evet, hemen şimdi” ile “Hayır, üye olmasa daha iyi” arasında gidip geldi. Olumsuz tavrım beynimde topladığım sol fikirlerle ilgili. Şöyle ki; “AB emperyalist bir oluşumdur” ya da “AB’nin amacı ekonomik ve kültürel küreselleşmeyi sağlamaktır” gibi argümanlar ağır bastı.
Bugün biliyorum ki, Türkiye’de yüzde yüz uygar bir toplum, önkoşulsuz insan hakları, ekoloji bilinci ve fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitim sistemine, AB olmaksızın kavuşmak uzak bir hayal. Türkiye ile AB’nin ilişkisini bana sanki iki insan arasındaki zorlu bir aşk ilişkisi gibi geliyor. Ayten ve Lotte’nin, Ayten ve Susanne’nin, Nejat’ın, Ali ve Yeter’in karşılaşmaları, bu tuhaf bilateral ilişkiye örnek olabilir. Anahtar kelime affetmektir. Çünkü affetmek aynı zamanda karşındakini hatalarıyla kabul etmektir.

 




Filmin şiirselliği benim kişisel gelişimimle ilgilidir. Bununla birlikte yeni keşfettiğim Latin Amerika sinemasının ve yapımcılarının bugünkü düşüncelerime etkide büyük bir rolü olmuştur. “Amores Perros” ve “21 Gram” gibi muhteşem filmlerin yazarı Guillermo Arriga, bana ilham verdi. Sinematografik bakış açımı değiştirdi. “Hem Y Tu Mama Tambien” hem de “Motorcycle Diaries” bana politik, gelenekçi olmayan sinemanın tüm dünyada değerlendirilebilir olduğunu gösterdi.

Oğlumun doğumu ve hamilelik bana hayat ve ölüm hakkında düşünme imkanı verdi. Şuna kuvvetle inanıyorum ki, bebeklerin geldiği yer, öldükten sonra gideceğimiz yerdir.Ölüm hakkında pozitif bir film çekme fikri çok hoşuma gidiyor. Rüyada ölüm değişikliğe delalettir. Yeni bir hayata geçiş, bir metamorfozdur. Birçok kültürde ölüm kötü ve negatif bir şey olarak görülmenin tersine, umudu temsil etmektedir.

Benim hikayem ölümün nasıl karmaşık dramlar ve aslında çözülemeyen çatışmalar yarattığının göstergesidir.Tüm bu felsefi ve politik fikirlerden gerilimli, keyifli ve değerlendirilebilir bir sinema filmi yapmak istedim.

Sanırım bu mümkün.


Fatih Akın, Sonbahar 2005